Herkes tekne alabilir, sen bile.... (2)


Merhaba.
Son görüştüğümüzden beri 1 ay geçti. Tekne alma konusundaki fikrini değiştirmedin değil mi? Şu son 1 aydır düşündükçe, aklın karıştı biliyorum. İçinde birşeyler pır pır etmeye başladı, “hadi yahu” diyor bir ses. “Ne olursa olsun alıverelim hemen” diye sabırsızlıklar istila etti beynini. Fakat bir yandan da, “acaba”ların çektiği arabalarla, tereddüt askerleri de seni ele geçirmeye geldiler. Tereddütler olması doğal. Unutma ki gözü kör eden bir hevesle alel acele tekne alıvermektense, böyle tereddütlerinin olması çok daha iyi.

Sesimi, arkadakilerin bile zor duyacağı kadar alçaltayım, birşeyler söyleyeceğim size, yaklaşın: Tekne tekne diyoruz da önce birkaç sınırlama, ya da nasıl derler, birkaç başlangıç noktası, birkaç kural koymak lazım. Yola çıkmadan önce çıktığımız bu yolun kurallarını şimdiden belirleyelim ki, anlatacaklarımızla, gideceğimiz yolla ilgisi olmayanlar vakit kaybetmesinler, ne istediğimizi bilsinler. Tyler Durden’inkiler kadar kanlı değil bizim kurallar, sessiz sakin kendi halinde birkaç kuralcık:

Sabit noktalarımızdan birincisi, şu “tekne” terimi. Tekne dediğimiz zaman bu kesinlikle bir “yelkenli”dir. İlk ve en önemli şart bu. Bakın hız, heyecan, adrenalin ve “kodumu oturtan” güçte motorları seven birkaç kardeşimiz ayrıldı gitti bile.

İkinci kuralımız ilki kadar keskin değil. Bu kurala göre; anlatılacaklar geçen sayıda sizi tanıştırdığım, ruh hali en bozuk adama göre olacak. Şu en arkada bize bakmıyormuş gibi yapan adama göre. Elinizle göstermeyin, kaçırmayalım şimdi adamı. Zaten bahane arar kırılmak, gitmek için, aman diyeyim. Denize çıkmaya en çok ihtiyacı olan o. Hem parası az, hem yalnız, hem ürkek, hem işin başında, hem de cesaretsiz.Denizle yeni tanışan, denize ilk defa çıkacak insanlardan biri. Onu bir çıkardık mı siz biz haydi haydi çıkarız. Peh. Bu ayki sayıda sakince, ağır ağır sohbet şeklinde gideceğiz, acelemiz yok. Duyamayınca çaktırmadan biraz daha yaklaştı, biz bir şey olmamış gibi devam edelim, kurallar anlaşıldı değil mi?

Evet ne diyorduk. Tereddütler. Bunların en başında “para” ve “para”yla ilgili tereddütler geliyor.

PARA

Bu en illet ve en kirli varlık olmadan yaşamak maalesef mümkün değil. Tekne alırken de karşına çıkacak bu musibet. Bir de ülkeler liderlerini, kahramanlarını paralarının üzerine basmazlar mı, hiç aklım almaz. Kanını sömüren bu dünyada tek amaç, “o kağıt parçasından daha çok biriktirmek.”

“o kağıt parçasından daha çok biriktirmek.”
İşte ince bir noktaya geldik. Alış bu ince, karmaşık ve narin kavşaklara. Şu tekneyi alana kadar her etken bir kavşağa götürecek seni. Sonra bir yolu seçeceksin o yol başka bir kavşağa götürecek, orada seçtiğin diğer yol başka bir kavşağa, böyle böyle derken kaybolup gitmen işten değil. Tekne almayı insanların gözünde zorlaştıran sistem bu işte. Her kavşakta dallanan ve başka yerlere giden ihtimaller ve buna bağlı belirsizlikler, tereddütler sistemi.

Demin geldiğimiz kavşağımız neydi; “o kağıt parçasından daha çok biriktirmek.” Tekne alımına karar verir vermez para durumunu ayarlamaya girişmek ve dikkati buna yoğunlaştırmak en sık düşülen hata. Gözü kör eden, amaçtan saptıran, bataklık gibi seni içine çeken, sonu olmayan, zehirli ve hastalıklı bir nokta bu. Egenin lacivertine sarılmak gibi ulvi bir karar almışsın, sonra bu karar için para biriktirmeye girişiyorsun ve o saflığa zarar verecek bir ruh haline giriyorsun, durmuyorsun, biraz daha, biraz daha. “Bir surf alıp bu yaz kıçımı ıslatacağım tieyttt” diye masum bir sevinçle işe girişiyorsun, yaz yaklaştıkça, “ya surf değil de şöyle içinde oturarak gezebileceğim 3-4 metrelik bir yelkenlicik daha iyi olacak galiba” diye planını bir sene öteye atıp çalışmaya devam ediyorsun, bir sene geçiyor, “yahu 3-4 metre tamam olsun da, kafamı sokabileceğim minik bir de kamarası olmasın mı yahu” diye hadi bir sene daha öteye at, sonra “aman olmuşken 5 metre olsun hem iki kişi gezeriz belki” diye hadi birkaç sene daha. Sana bataklığında iyi boğulmalar dostum. Ne yapıyorsun yahu! O Ege laciverti seni bekler mi, o beklese bu yaşın, bu zamanın seni bekler mi; şu dünyada alacağın nefes miktarı belli ve de sınırlı değil mi, neyine güveniyorsun, yarın ölmeyeceğine dair güvence mi aldın? Sonra ne diyeceksin “e artık 30 lu yaşlara ulaştık hiç değilse demir atmak için bir ırgat bari olsun, beli sakatlamayalım” Ne bu şimdi? Bak gene dellendim. Nereye kadar geri atacaksın?

Bu hal sadece, bizim gibi maddi imkanı kısıtlı insanlar için geçerli değil. Durumu oldukça iyi, parası olan ve denizi sonradan farketmiş, ilk defa çıkmaya karar vermiş insanlar için de geçerli: Paramın ne kadarıyla ne alsam, bu işe paramın ne kadarını ayırsam tereddütü. Senelerce sürebilir.

Bu tereddütler insanı öldürür. Aslında bu neden kaynaklanıyor biliyor musun? İkinci el piyasasının olmayışından. “Haydaaaa, bre Çetin bu kadar basit miydi?” deyip, şaşırdın değil mi. Evet, elbette, bu kadar basit işte. Şöyle düşün, bu sene aldığım surfle yaz tatilimin tadını çıkardım, rüzgarı kullanmayı, denizde olmayı öğrendim, çok sevdim, (ya da sevmedim, öyle ya) seneye aynı duyguları paylaştığım birine satabileceğime eminim. İstersem daha büyük bir tekneye geçiş yapabilirim, yetmezse seneye satıp diğerine, öbür sene satıp....Denize yüzünü dönmüş insanlarımızın sayısı arttıkça, maaşlarımız seneden seneye kuşa dönmedikçe bu tereddütler azalacaktır. “Birikimimi bu tekneye bağlarsam yarın başıma bir iş gelir de ya o paraya ihtiyaç duyarsam” tereddütleri olmadan yaşasak, en ideali bu değil mi? Önce de dediğim gibi iş gelip sonunda ikinci el piyasasının olmayışına, ülkemizin bize kötü sürpriz yapma ihtimallerinin hep olmasına, bundan kaynaklanan korkumuzun genlerimize kadar işlemesine ve bunun sonucunda aldığım mal, kaba tabirle, elimde patlar mı korkusuna dayanıyor. Acı ama gerçek. Büyük ve markalı tekne alacak durumdaki dostlarda da var benzer korkular.


Başka bir şey daha: İleride bahsedeceğiz gerçi de, şu kendi teknesini kendi yapan dostlarda da aynı durum var: Senelerce gıdım gıdım çalışarak, tekneyi kendi yapmaya uğraşa uğraşa asıl amaç unutulup gidiyor ve tekne bitene kadar adamın hobisi ya marangozluk ya da polyestercilik oluveriyor, iyi mi? “6 sene sürdü ama az kaldı teknem bitmek üzere, denize sonunda kavuşacağım” dediklerinde içim acıyor. Ah be dostum, o 6 senelik zamanını ve o 6 senede harcadığın paraları bir minik 4-5 metre teknede su üzerinde harcasaydın da, ha olmayıverseydi şu yaptığın 10 metre tekne. O sürede denizle bir şekilde buluşan ama teknesini de bir kenarda yapmaya devam eden dostlara bir lafım yok. Benim üzüldüğüm, “şu tekne bittiğinde bununla denizlere yelken açacağım” hayalleriyle teknesinin başında didinen dostlar. O teknenin bitmesine doğru “biraz daha büyük bir plan buldum, elim de alıştı işçiliğe, bunu isteyen bir arkadaş var,bunu hemen bitirip arkadaşa verip, öbürüne başlamayı düşünüyorum” dedikleri an seninle gözgöze geleceğiz ve ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın ve sen de benim gibi üzüleceksin. Ege nin lacivert kolları açık halde beklerken, kalıverdi orada gördün mü, unutuldu gitti.

O yüzden tekne alırken ince eleyip sık dokumakta elbette haklıyız, fakat bu yukarıda anlattığım “hep ileri at, hep ileri at” şekline dönüşmemeli. Amaç, en uygun paraya en büyük ve iyi tekneyi ararken seneleri harcamaktan ziyade, bir an önce denize çıkmak olmalı.

Bu “parasal tereddütlerden” bir sonraki adımda “kullanılabilirlik tereddütleri” geliyor.

HAY ALLAH, YA KULLANAMAZSAK

Ödeyebileceğin para miktarı belli olmuş, kabaca alacağın tekne boyu da belli olmuş. Fakat dedik ya kavşaklardan kavşak beğen diye, geldin şimdi acaba ben hangi boyutta tekneyi tek başıma ya da şu kadar kişiyle kullanabilirim kavşağına. Bu başlık altında çok dallanıp budaklanacaksın, şimdiden söyleyeyim. Çünkü buradaki “kullanmak” kelimesi sadece fiziki güç veya kabiliyet anlamında değil. Bunların yanısıra hayat şartların, ailenin durumu vs gibi bir çok para harici özelliği de kapsıyor.

Çok sevdiğim bir dost ağabeyim, “benim için en ideal tekne boyu şu şu kadar metre olmalı, bütün hayalim bu ve bunun için para biriktiriyorum” demişti. Sebeplerini sıraladı, söylediklerinden biri şuydu mesela: Dünyayı dolaşan teknelerin büyük çoğunluğu bu boy ve civarı aralıkta yer alıyormuş, okyanustaki iki dalga arasındaki mesafeye en uygun boy bu aralıktaymış. Hayır dedim, senin için en ideal tekne boyu 5 metredir. Gülüştük filan ama ben ciddiydim. Ben de sebeplerimi sıraladım. Emekliliği yakındı, üstelik o tekne için emekli ikramiyesini de kullanacaktı. Balık tutmayı hastalık derecesinde çok seviyordu. Yelken yapmayı da o yaz ilk defa benimle denemişti ve çok sevmişti. Emeklilik zamanı geldiğinde henüz halâ okul yaşında olacak çocuğu vardı. Denize çıkmak demek okyanuslara uzanmak demek değil. Elbette dergilerde dünyayı dolaşan insanların anılarını okuyoruz, öğreniyoruz ama hayallerin sınırı bu konuda kendi sınırlarımızla çevrili olmalı ve “hayal bu nasılsa gerçekleşmez” diye havalarda uçacağına, bir gün gerçekleşeceğine olan inançla, planla ve mantıkla ayakları yere basmalı. Biz bunları konuşurken Bozburun’daydık. O büyüklükte bir tekneyi almak için biriktirilen paralarla, emeklilik ikramiyesiyle, satılacak kışlık evin parasıyla Bozburun’a yerleşilse ve o dediğim 5 metrelik tekneyle sabah akşam yelken yapılsa, balık tutulsa bundan daha iyi bir yaşam olabilir miydi? Denizi böyle yaşamak, o dostumuzun kendi şartlarına en uygun şekilde yaşamak için, bundan daha iyi bir şablon olamazdı. Oğlu henüz okurken hiçbir Türk ailesi onu bırakıp da okyanuslara, uzak denizlere gitmez yahu. En basitinden o boyda bir teknenin barınma vs masrafları emekli aylığıyla karşılanabilir miydi? Biraz dellenip sert giriştim sevgili ağabeyime, gerçi 70 li yıllarda Türkiye şampiyonluğuna oynayan eski bir boksör olduğunu öğrenmemden sonra daha yumuşak oldum tabii, ama artık lafları söylemiş bulundum. İyi kurtardık, allahtan melek gibi bir adamdı, allah korudu, gulps...

Özetle demem odur ki “üzerine en uygun elbise“ gibi göreceksin tekneni ve “seneye de giyerim biraz kollarını büyük alayım” yaşında değilsin artık.

Bir liste yap. Hangi şehirde yaşadığından başla, yaşını, ayda ne kadar parayı tekne masrafı için ayırabileceğini, ayda ne kadar süreyi teknende geçireceğini, medeni durumunu ve ailendekilerin tekneye ve denize olan bakışını, yalnız mı ailenle mi arkadaşlarınla mı kullanacağını, birkaç sene sonraki planlarını, sağlık durumunu, sabrını, cesaretini, boyunu, kilonu, tuvalet alışkanlıklarını (Ciddiyim. Evde alıştığın türde tuvalet bulamayacaksın teknelerde, bu bazıları için büyük ızdırap.) aklına gelen herşeyi yaz bu listeye. Bu liste zaten sana ihtiyacın olan teknenin nasıl bir şey olacağını tarifleyecek. Geçen sayıda olduğu gibi, gene merak ettiğin, fikir paylaşmak istediğin zamanlar olursa ckent@navigamagazin.com adresine bir selam çakıver. Bu arada geçen ayki yazıdan sonra mail gönderen herkese teşekkürler.

Büyük tekneyi gözünde o kadar büyütme, küçük tekneyi de sakın o kadar küçümseme... (Sloganımın önde gideni ve de bayrak sallayanı..)

Önümüzdeki aya küçük teknelere övgüler, küçük güzeldir, küçük olsun çamurdan olsun konulu damardan propagandalarla devam edeceğiz.