Herkes tekne alabilir, sen bile.... (6)


Şu tekne alma işinin teorisi filan iyi de biz ne zaman denize çıkacağız be Çeto! Abarttın iki gözüm!

Haklısınız. Bu altıncı yazı oldu hala kelime kalabalığı yapıyoruz. İnce eleyip sık dokumayı abarttık gibi görünse de, bu konunun incelikli, çok yönlü ve hakikaten derin işlenmesi gereken bir konu olduğuna inanıyorum.

Artık yazı dizimizin sonlarına geldiğimiz bu günlerde, şöyle görsel ögelerin de olduğu, popomuzu suya yaklaştıran, daha güncel ve denize yaklaşmış yazılar yazmanın sırası geldi. “E bravo yaz bitti, soğuk, yağışlı günler geldi, sen daha yeni mi denize yaklaştırma yazıları yazacaksın a şaşkın! diyen arkadaşları da hoşgörerek, moralimizi bozmadan bu ayki yazımıza başlayalım. Dergisini yeni açan arkadaşlar için (?!) bir özet yapmak gerekirse.....

Deniz ve tekne kavramlarının; sosyal yönü ağır basan insanların dışında, yalnızlığı seven, bir başına uzaklara gitmeyi isteyen, kendini aramayı ve bulmayı özleyen, “baskın olmayan”, içine kapanmış dostların da kurtuluşu, sevinci olacağını, ilk yazımızda dilimiz döndüğünce müjdelemiştik.

İkinci yazımızda ise tekne almaya karar vermenin o kadar da kolay olmadığını, matruşka bebekleri gibi içiçe geçmiş bir sürü kafa karıştırıcı etkenin karşımıza çıktığını ve bunların bizi iyice umutsuzluğa yönelttiğini belirtmiş, bize en uygun teknenin nasıl olması gerektiğini gene kendimizin belirlemesi gerektiğini yazmış ve kabaca “eldekiler ve ihtiyaçlar” la ilgili bir liste hazırlayarak işe başlayabileceğimizi söylemiştik.

Sonraki yazımızda acele gitmenin, sadece tekne almış olmak için tekne almanın doğru olmadığından dem vurmuş, aslında önce deniz kültürünün oluşması gerektiğini, hayatımıza önce laciverti sokmamız gerektiğini yazmıştık.

Son iki yazıda ise iş, arkadaşlık ve aile ortamlarında “tekne” ‘nin nasıl algılandığını işledik.

Temel amaç “yeni bir başlangıç” olduğundan ve her normal başlangıcın azdan çoğa doğru olması gerektiğinden hareketle, konumuz ister istemez “küçük tekneler”e kayıyor. Korsan İstimbot köşesinde sık sık işlediğimiz şu küçük tekne konusu, burada da karşımıza çıktı işte.

Bu ayki sayfalarımıza, ülkemizde üretilmiş küçük teknelerden birkaçının fotoğrafını koydum. Tek tek tanıtmayı istiyordum ama sonradan vazgeçtim. Her birinin avantajları da var, kusurları da. Fakat tanıtmak içime sinmedi. Biliyordum ki “bana göre en iyi şudur” demeye gelecekti iş. İyice ölçüp tartınca, keseme göre, yapmak istediklerime göre, ihtiyaçlarıma göre en uygunu şudur, bunu tavsiye ederim diyemeyecektim. Çünkü bunları sağlayan bir tekne yok. Bu teknelerden ihtiyaçlarıma “en yaklaşan” tekne budur, demek zorunda kalmak da ağrıma gitti. “Tüm sorulara cevap verebilecek tekne budur” değil de , “en yaklaşanı budur” demek hakikaten üzücü. Birinin fiyatı, diğerinin yelken performansı, bir diğerinin sağlamlığı, öbürünün tasarımcısı.

Yok mudur şu ülkede her soruya cevap veren bir tekne? Bundan otuz sene önce üretilmiş, artık üretilmeyen, mesela Scorcher tipi bir tekne bir çok konuda diğerlerini ezip geçerken, 2005 yılına giren koskoca bir ülkede, bu durum hepimize acı vermeli. Otuz yaşında bir Scorcher insanların tercihi oluyorsa, bir çok insan için doğru tekne sayılıyorsa ve nedense artık üretilmiyorsa, bunda bir terslik var demektir. Scorcher da bana göre eksikleri olan bir teknedir ama sıfırdan tekne yapanların hem sağlamlık hem de performans açısından 2005 yılında bile onu geçememesi, hiç kimse kusura bakmasın, ayıptır. Konfor, iç mekan kullanımı ve rahatlık konusunda ise bu tekne gerilerde kalır, başka tekneler öne geçer. O teknelerden bazıları da tramola atamaz mesela. Tam komedi. Fiyatı nispeten aşağıda diye birçok kişi hala büyük bir hevesle bu tekneyi alır ve orsaya giremeyen, tramola atmak için özel cambazlıklar gerektiren bir tekne olduğunu anca alınca fark eder, internette bu tekneyle nasıl tramola atılacağına dair yazışmalar olur, insanlar kendi başlarına salma vs değişiklikleri yapmaya çalışır, sıkılır, sonra da üç otuz paraya satılığa çıkarır, yelkenden denizden tekneden soğur, giden para da cabası. Bir diğerinin performansı iyidir, fakat elinizi neye atsanız kopar, kırılır, yırtılır; öbürünün tasarımcısı güvenilirdir de içinde yatacak, kıpırdayacak yer bulamazsınız, yarıştan yarışa kullanırsınız. Ve bu hikaye böylece sürer gider.

Eee, biz garibanlar ne yapacağız bu durumda? Senelerce bizi ülkemizde üretilmiş otomobilin iyi olduğuna inandırdılar, şahinleri, doğanları, üveyik guşlarını (?!) otomobil sandık. Bu da ona benziyor. Bilincimiz gelişmeyince, doğruyu bulamayınca, ithal iyidir, eloğlu bu işi çözmüştür diye, bu sefer de dışarıdan gelen ne yelkenli ne motoryat sayılacak bir acaip ucubelere paralar kaptırdık.

Ülke içinde üretilen iyi tekne yokken, bütçemiz de kısıtlıyken, ikinci el yabancı tekne almak belki iyi bir çözüm. İçimizin gittiği 6-7-8 metrelik tekneler, internette açık arttırma sitelerinde komik paralara el değiştiriyor, biz de ülkemizden ağzımızın suyu akarak seyrediyoruz. Sağolsun devletimiz bu konuya el atmış zamanında ve demiş ki: Yabancı bir ikinci el tekneyi ülkeye sokmanız yassah. İlla sıfır olacak. Haydi gelsin yabancı bayrak almak için bin türlü taklalar, mevzuat boşlukları aramalar vs. Bu ne işkencedir. İlla yüzbinlerce doları vererek sıfır tekne mi almak zorundayız. Hadi kabul edelim, hadi diyelim ki ülke içinde üretilen yerli tekne sanayiini korumak için yapıldı tüm bunlar. Kim bu korunan yerli tekne sanayii? Sadece polyesteri ülkede döküp, üzerine Danimarkalının direğini, Amerikalının göstergelerini, İsveçlinin motorunu koyunca bu tekne yerli tekne sanayii ürünü mü oluyor? Neyi, kimden koruyorsunuz? Marmaris’te yaşlı bir Yeni Zelandalı’dan, dünyanın bir ucundan gelmiş denizci bir minik tekneyi, sırf ikinci el diye alamayacak mıyız? Tekneyi alınca bürokrasiyle dertlerimiz bitecek mi sanki, biz de boş konuşuyoruz.

Neyse, gene daldık çıkmaz sokaklara, biz haddimizi bilelim, bütçemizi bilelim, küçük teknelerimizle kendi dünyamızda yaşayalım, varsın olsun limandan çıkmamıza izin vermesinler, yakın adalarda koylarda, her an evrak eksikliğinden mahkemeye gönderilir miyiz korkusuyla da olsa, dolaşalım.

Üstüme giyebileceğim bir yelkenlim olsa....

Yok sadece çay içtim, yukarıdaki başlığı ayık halimle yazdım, merak buyurmayın. Evet, üzerinize giyilecek bir yelkenli. Size uygun, ihtiyaçlarınıza cevap verebilen ve uzun süreler sizi doyuracak bir yelkenli. Elbette bu ihtiyaçlar kişiden kişiye değişir. Sadece yarışacağım, sadece balık tutacağım, sadece gezeceğim, sadece haftasonu karşıdaki adaya gidip geleceğim demenize göre bile, tekne tipi değişir.

Bu aşamada, örnek olarak bana uygun ihtiyaç ve istek listesini vermenin zamanı geldi sanırım. Bildiğiniz üzere teknem Tweety’cik, sağolsun çoğu kimseye nasip olmayacak güzellikleri yaşattı bana. İçinizde bu güzellikleri yaşama azmi varsa, gördüğünüz gibi teknenin 5 metrelik küçük bir tekne olması bile çok önemli değil. Tweety’i aldığımda ne yelken ne de teknecilikle ilgili pratik bilgim vardı. Kitaplardan, dergilerden ne okuduysam sadece o teorik bilgiler aklımdaydı, o kadar. Kursla, okumakla, başkasının teknesiyle olmuyordu. Bu yazı dizisinin ilk bölümündeki adamı düşünün, o duruma yakın bir insanın denize çıkması ne kadar zor olurdu, değil mi? Aynı zorlukları ben de yaşadım, hala da yaşarım. Çünkü insanın sağlığı, medeni hali, para durumu hep değiştiğinden bu sene size uygun tekne 5 sene sonra yetmeyebilir, ya da fazla gelebilir.

Pek bilgi, tecrübe, tanıdık olmayınca, biraz benim tekne alma işim şuna benzedi: “Tekneyi alıp kendini ona uydurmaya çalışmak.” Seneler geçtikçe, tecrübeler, dostlar, gözlemler arttıkça, sen tekneye değil de, tekne sana uyacak şekilde düşünmeye başlıyorsun. Hani önceki bölümlerde demiştik ya ihtiyaçlarını, mevcut durumları filan bir liste haline getir ve sana uygun tekneyi belirlemek için ilk ve en büyük adımı böyle at diye. Bakalım o tavsiyeyi kendime uygulayayım ne çıkacak. Okuldaki, dersin teorik kısmını anlatan hocanın, sıkılan öğrencilere “örnek problem çözünce anlarsınız” demesi gibi oldu. Listeyi yapınca benim ihtiyacım 30 metre filan boyunda bir tekne çıkarsa bütün yazı dizisi çöker, küçük tekne diye geveleyen bendenizin sistemi başına yıkılır da sürgüne gönderir okuyucular, inşallah abuk bir şey çıkmaz, haydi hayırlısı.

Kesinlikle bir yelkenli olmalı, bunda bir tereddüt yok. Dost çevremden ve ailemden pek gelen gidenim olmayacağı için 3-5 aileyi misafir etme gibi bir derdim de yok. Yalnız başıma veya yanımda bir kişiyle çıkmalarım ağırlıklı olacağından çok büyük bir tekneye ihtiyacım yok. Mali durumum açısından bakım ve barınma masraflarımı minimum tutabileceğim bir tekne olmalı. Kimyasal, portatif tuvalet çözümleriyle başım dertte, demek ki ayrı ve kapalı bir tuvalete ihtiyaç var. Bu biraz işi bozuyor. Tekne boyunu 7 metre civarına hatta biraz üstüne çıkarıyor. Pis su tankı ve temiz su tankı olmalı. Kötü havalarda veya kışın içinde de vakit geçirilebilecek bir tekne olmalı. Nasılsa yazın binilecek diye küçük kamara, ya da kamara ferah olsun diye küçük havuzluk olmamalı. Havuzlukta yetişkin bir insanın yatabileceği kadar genişliğe sahip oturma yerleri olmalı. Sığ sulara girebilmeliyim ama salma kaldır, salma indirlerle uğraşamam, sabit salma olmalı. Ocak ve lavabo elbette olmalı. Kamara içi yerleşim kullanışlı olmalı. Tuvalet bir yana, lavabo öbür yana, ocak beri yana har vurup harman savrulup, sonra da anca 2 kişiye yatacak yer bulunabilen abuk yerleşimler olmamalı. Tekneye 5-6 kişi bile binse içeride ve dışarıda toplam yatacak yer sayısı sorun olmamalı. Ya kıça ya da havuzluktaki yerine monte edebileceğim bir 10 beygir dıştan takma motor işimi görmeli, tekne vergiden muaf olmalı. Kamara içinde ayakta duramasam da, hafif eğilerek de olsa hareket edebileceğim makul bir yükseklik olmalı. Tekne çizgileri modern olmalı. Tombul ve küt çizgiler, sonradan eklenmiş izlenimi veren acaip üst yapı çizgileri olmamalı. Tasarımcısı, yapımcısı belli olmalı, başka mallarda olan satış sonrası ilgi alaka tekne piyasasında da artık olmalı. Yani İstanbul’da “sıfır tekne”yi yapımcısından teslim alıp İzmir’e gelirken, yolda furling arıza yaptığında, tamir için telefon açıldığında, yapımcı bir ara bakarız ya da bana ne dememeli, telefonda müşterisine saygısızlık etmemeli. (Bu olay bir dostumun başına gelmiştir) Performansı iyi bir tekne olmalı. Renklilik ve eğlence için arasıra yarışlara girdiğimizde bizi utandırmayacak ölçüde “giden” bir tekne olmalı. Güneş enerjisi panelleriyle dolan aküsüyle, enerji sorunu yaşatmayacak bir tekne olmalı. Ve tüm bunlar tercihen ve benim durumum anca buna müsait olduğundan 15-20 bin dolar aralığında olmalı. Hatta ödemeyi aylarca sürecek bir ödeme planıyla yapabilmeliyim. Bunları okuyan ve “yuh artık, suyundan da koy bari, allahtan belanı mı istiyorsun, doyumsuz adam!” demeyip, teklif verecek vatan evlatlarının tekliflerini aşağıdaki mail adresine bekliyorum.

Son kısım şaka olmakla beraber, umut fakirin ekmeği lafı kılavuzluğunda diyeceğim şudur ki: Yapın şöyle bir tekne de alalım kardeşim, bakın şurada yazanıyla okuyanıyla kaç kişi aylardır çırpınıyoruz!

Bol tebessümlü, sevgi dolu günler dilerim.