![]() |
|
Herkes tekne alabilir, sen bile.... (4) Çıkan kısmın özeti: Maria Suarez ve sevgilisi fakir kâhya Juan Marco’nun peşine düşen Maria’nın kızgın babası ve adamları, onları Dolapdere’nin dar bir sokağında sıkıştırırlar. Herkes şaşkındır, Brezilya’da başlayan hikaye Dolapdere’ye nereden gelmiştir, gelmişken tüm ekip bir kahvede iki nargile tellendirirken....olaylar gelişir. Tekne ve insanlarla ilişkileriniz “Ne alaka, bu adam çay içe içe bozdu kafayı!” diyenlerinizi duyuyorum, vurun ama önce bir dinleyin! Bir kere böyle Dale Carnegie kıvamında başlık atmama asıl sebep sizlersiniz, bana niye kızıyorsunuz ki? Birkaç sayıda küçük tekneleri tanıtıp kurtulacaktım ama yazı dizisinin rotasını, “tekneyi ve denizi hayatın merkezi haline getirmek” olarak çizdirdiniz, şikayet yok, katlanacaksınız. Gelelim attığımız başlığın altını doldurmaya: Siz denizi ve tekneyi safça herkesle, her dakika paylaşınca onlara aynı heyecanı geçirdiğinizi sanmayın. Alacağınız tekne dört-beş metrelik bir sandalcık bile olsa, o tekne patronunuzun, ya da müşterinizin gözünde “yat” tır! Tabii çoğu insan gibi, sandalı konu komşuya “yat” alıyorum diye sunduysanız diyecek bir şey yok, siz bu kelimeden sonrasını okumayın mümkünse, biz arkadaşlarla özel bir şey konuşacağız, müsaadenizle. Ne diyorduk; bu ülkede su üzerinde bir tahta parçanız bile olsa, siz çoğu kişinin gözünde “yatçı”sınızdır. Arabanız yoktur ya da dokuz on yaşında bir külüstür arabanız vardır, üç beş kuruşa bir garip kayıkçık aldığınızda, altında yüz milyarlık arabası olan adam size yatçı gözüyle bakar. Sonra ne mi olur? Alacağınızı istediğinizde borçlunuz, ya da maaşınıza zam istediğinizde patronunuz, binbir dereden su getirir. Lay lay lom yaparken söylediğiniz safça bir sürü söz size böylece yol, su, elektrik, aman paraya da ihtiyacın mı var, bak yatın bile var olarak geri döner de şaşırır kalırsınız. Abarttığımı düşünmeyin, deminden beri gevelediklerimin özeti şudur ki, bu ülkede su üzerinde bir sandalı olana zengin gözüyle bakılır, haftada üç beş saat yelkene çıkan birine zengin sporu yapıyor denir. İki aile, çoluk çocuk koca bir yelkenliyi kiralar, krallar gibi tatilini yapar, tatillerinin maliyeti otelde geçirilen iki günlük tatilin parasını bulmaz, ama aynı otelin havuz başında güneşten haşlanarak milyarları harcayan bir adamın gözünde onlar, teknede tatil yaptıkları için zengin işi tatil yapıyor gibi gözükür. Durum bu kadar berbat. Karşınıza çıkan ooooooolarla, vay vay vaaaaaaaylar arasında çırpının artık “fekat, fekat, açıklayabilirim, fekat üç kuruşluk bir şey yahu, fekat...” diye. Çırpınmayınız, jüri kararını verdi, sen zenginsin, çünkü yatın var! Nöbetçiler! Asın bu adamı! Tüm parmak uçları aynı noktada bitiştirilmiş halde el hakime uzatılarak “fekat..açıklayabilirim..fekat” diye yalvarırken, nöbetçiler sürükler sizi marina asliye hukuk mahkemesinin dışına. İş ortamlarında böyle de arkadaş ortamlarında nasıl? Rakı içen öldü de çay içen ölmedi mi? Birkaç sulu sepken arkadaşınızdan da “tekne alacakmışsın ha, oooo, vay vay vayyyy” ları duyacaksınız ama onlar zararsızdır, gülüp geçin. Arkadaşlarla ilgili kısım asıl tekne aldıktan sonra başlar. Geçmişiniz denizle ve teknelerle haşır neşir geçmediyse, kuvvetle muhtemeldir ki arkadaş çevrenizde de bu tip insanlar yoktur. Dolayısıyla sizin yukarıda anlattığım heyecan fırtınalarınızı başlarda paylaşır görünseler de, “tekne aldığında şöyle de yaparız, allaaaah böyle de yaparız, ne güzel olacak sahiden heyoooo” diye sizi doldursalar da, üzgünüm ama tekne aldıktan sonra yanınızda olmayacaklar. E siz senelerinizi, kışlarınızı, yazlarınızı haritalarla, denize dair kitaplarla, dergilerle, işin teorisiyle, sevgisiyle, ilgisiyle, merakıyla geçirdinizse (yoksa geçirmediniz mi, halâ burada mısınız, az görüşelim) tüm arkadaşlarınız da böyle bir donanıma sahip olacaklar diye bir kural yok değil mi? Futbol maçı seyrederken, çapkınlık için kız peşinde koşarken, tavla oynarken, aynı partiyi tutarken, çeşitli etkinliklerde her konuda birlikte olduğunuz, iyi anlaştığınız bir dostunuzun, denizde ve teknede de aynı çizgide yakınlık göstermesini beklememelisiniz. Sizin için zevk olan yalpalar onun için işkence olabilir; sizin için zevk olan teknenin bayılması onun için ızdırap olabilir; sizin için zevk olan balık tutup ıssız bir koyda pişirip yemek, onun için yavan olabilir; sizin için zevk olan daracık bir mekanda tuvaletti, uykuydu, yemekti işleri, onun için rezillik olabilir! Karada çok dostunuzun olması, denizde sizin yapayalnız kalmayacağınızı garanti etmez. (Çetosözlerimiz ve Deyimlerimiz Ansiklopedisi sayfa 128) Boşa demiyoruz küçük tekne de küçük tekne diye. Eşe dosta güvenip de 10 metre tekne alın da görün, yalnız yalnız çıkabiliyor musunuz koca tekneyle denize. (Küçük teknecilerden aldığım teşvik priminin bu konuyla ilgisi yoktur, söylentiler uydurmadır, fakat buradan büyük teknecilerden gelen tekliflere de kapalı olduğum anlamı çıkmasın, ben açık görüşlü bir kardeşinizim! Üç aylık bir yazı dizisiyle elli tane babayı ikna edip, dört yaşındaki çocuğuna yaşgünü hediyesi diye, her birine 35 metre yelkenli aldırmak da kolay, imkansız değil! Seksen sonrası paragöz gençlikten kaç kişi kaldık şunun şurasında.) Şaka bir yana, eğer sizin gibi gönül vermiş birkaç arkadaşınızla ortak satın almayacaksanız, yalnız alacaksanız, eşe dosta, arkadaş sayısının fazlalığına güvenerek büyük tekne almayınız. Varsın teker teker gelsinler sığmadıkları için, ama hiç değilse yalnızken bile o tekneyle çıkabilin; “bu haftasonu çıkalım mı, çıkalım mı” diye tüm hafta içi sağa sola telefon açıp, yanınıza yardımcı aratmayacak bir tekne alın. Size dört sayıdır söylediğim en ciddi saptamamı yazıyorum: Siz denize çıktığınız günden itibaren, sizin yeni bir dost çevreniz oluşmaya başlayacaktır. Kara dostlarından ayrı bir çevre bu ve büyük ihtimalle kara çevrenizden daha geniş olacak bir çevre bu. O yüzden endişe etmeyin, “siz istemediğiniz sürece” denizde hiç yalnız kalmazsınız. “İş ortamındaki insanlar”, “arkadaşlık ortamındaki insanlar” derken, geldik “tekne ve insanlarla ilişkileriniz” konusunun son insan tipine: Tekne ve kadın! Nı nı nı nııııııııın! Müsadenizle bu konuda yazmadan önce bir süre havadan sudan konuşup, söyleyeceklerimizi toparlamamız, planlamamız, ince eleyip sık dokumamız, bomba imha eden bir polisin titizliğinde dikkat sarfetmemiz gerekiyor. Kadın kelimesi bu, az şey mi kardeşim! Çok nazik bir konu, tehlikeli bir konu, riskli bir konu. Her an elimizde bir bombanın patlaması ya da kafatasımızın bir oklavadan fırlayan şarapnel parçasıyla dağılması ihtimali var. Kafatası dedim de, ilkokul öğretmenimiz derste kafa diyenlere kızardı, baş diyeceksiniz diye. Ciddiyim. Kaba saba bir anlam yüklüymüş bu kelime. Baştası demediğimize göre ve kafatası kelimesi de bilimde, edebiyatta her yerde kullanıldığına göre, kafa kelimesinin suçu ne yahu. Hem kafa hem tas kelimeleri çok da sosyetik, asil kelimeler (?) olmadığına göre, kafatası kelimesi nasıl da doğal kullanılan, normal bir kelime olabiliyor ki? Neyse havadan sudan konuşarak, konunun ısınan reaktörünü soğutma işlemlerini hallettikten sonra, devam edebiliriz. Tekne ve insan ilişkilerine kadın konusunu eklemek mantıksız görünebilir, çünkü kadınlar insan değil, insan değil, eeeee .........melektir! Evet, evet melek! (Piyufhhhh. Ucuz atlattık, yanlış kabloyu kesiyorduk az daha.) Eşinizin ya da sevgilinizin davranış biçimi, siz tekne alırken farklı,
aldıktan sonra farklıdır. Yazının başında anlattığım o yenice hevesle,
heyecanla eve gelirsiniz, tüm evde neşe kaynağı olursunuz, tekne alacaksınız
ya, çocuk gibi hoplayıp zıplarsınız. Düzenli (monoton demeyelim hadi)
hayatınızda olmadığı kadar konuşkan, paylaşan, ev işlerine yardımcı,
melek gibi, çocuk gibi sevimli bir adam olup çıkarsınız. Erkekler yüz
yaşına da gelse böyle mekanik, elektronik vs. alet edevat onları, oyuncak
alınmış çocuk gibi sevindirir. Araba almak, dvd player almak, tekne almak
gibi. Sizin bu enerjinizi hanımlar, ah sevindi yavrucak şefkatinde, yarım
bir gülümsemeyle yukarıdan seyrederler, mutlu olmanız onları da sevindirir.
Fakat oyuncağıyla fazla vakit geçirip derslerini aksatan çocuk nasıl
azarlanırsa, o tür tepkiler de için için kıpırdanmaya başlar. Siz, ah
saf siz, ben ne kadar mutluyum, hanım da ne biçim mutludur diye saflığın
doruklarında dolaşırken, aslında ne kumpaslar kurulmaktadır farkında
bile değilsinizdir. Arkadaşlarınızın, yukarıda sözünü ettiğim sizle birlikte
sevincinizi paylaşmaları gibi, eşiniz ya da sevgiliniz de tekne alınmadan
önce sevincinizi paylaşır. Ve o gün gelir, tekneyi alıp marinaya bağlarsınız,
sonra gidip sözkonusu artık eş midir, kızarkadaş mıdır kimse onu getirirsiniz,
gururla gösterirsiniz ve şöyle haykırırsınız: “E bu ufakmış bu!!!!!!” Önümüzdeki sayıda: Atatürk Havalimanında, geri dönmek üzere Brezilya
uçağını bekleyen tüm ekip gelen haberle sarsılır. Haber nedir? Bu durum
Maria Suarez’i nasıl etkileyecektir, elindeki şüpheli pakette ne vardır,
yoksa Juan Marco’nun çocuğunu mu taşımaktadır, allahım bu heyecan ve
gerilim nereye kadar sürecektir...Önümüzdeki sayıda...
|