İSTİMBOT POROCESİ 'NE DEVAM

Nostalji Köşesi

Sene 2005. Buralar hep dutluk o dönem. Karşıdaki tepenin dibinden öbür yandaki mezarlığa kadar göz alabildiğine yeşil. Ocak ayının Navigası çıkmış, dut ağacının altında uzanmış okuyorum. Donmak üzereyim, Ocak ayında o soğukta, yazıya iyi bir giriş olsun diye yapılacak iş değil. Kalkıp sıcacık evime geliyorum. “Herkes tekne alabilir.. Sen bile “isimli gariban pehlivan tefrikasını o ay bitirmişim.

Sonra ne mi oldu? Azzzzzz sonra!

Bu keyifli yazı dizisinden sonra çok mail aldım, bir çok yeni insan tanıdım. Çoğunun yüzünü bile görmedim ama sıcak mektuplar, sohbetler, bol fikir güreştirmeler derken bir bakmışım ki ülkenin her yanından onlarca kişiyle yazışmışım. Hayatımın en güzel günleriydi diyebilirim. Tabii arada tatsız dönemler de olmadı değil; maddi sıkıntıların ayyuka çıkması, işlerin tasviyesi, yeni işe adapte olmaya çalışmalar, medeni durumdaki üzücü, yıpratıcı değişim ve benzeri bir sürü sıkıntı derken bu günlere kadar geldik.
Yazı dizisinden sonra neler olduğuna dair bir yazı olacak, bu ay. Fazla vakit kaybetmeden konuya girelim:
Son yazıda özetlediğim, Çeto’ya uygun tekne nasıl olmalı tarifinin, sadece benim için değil, bir çok insan için geçerli olduğunu biliyor, bunu da sık sık dile getiriyordum. Küçük olsun, bizden bir tasarımcının olsun, basit olsun, hızlı olsun, ucuz olsun, denize en kısa zamanda çıkarsın.
İnternette bir grup kurdum, projenin adına da biraz dergideki köşeden, biraz da Prof. Zihni Sinir’den apartarak “ İstimbot Porocesi” dedim. Grubun 10 Eylül itibarıyla üye sayısı 166 kişi. Şubat, Mart ve Nisan aylarında toplam 700 den fazla yazışma olmuş. En zevkli zamanlar bu aylar. Herkezden bir fikir çıkıyor, tartışmalar, bilgi paylaşımları, hatta minik kavgalar filan.

BEN DEVLER ÜLKESİNE GELEN GULLİVER MİYİM KARDEŞİM!

Genel olarak tarif ettiğim tekne, okuyucular ve grubumuz tarafından (tahmin edebileceğiniz üzere) “küçük” bulunuyor. Biraz daha uzunu, biraz daha genişi, biraz daha yükseği olsa daha iyi olurlara gidiyor iş. Tam bu sırada farkediyorum ki internette yazıştığım herkes 1.85-1.90 arası boyda ve ben bir pigmeyim! “Bücür, kendine göre tekne tarif ediyorsun, bizi de düşün a şaşkın ! “da diyemiyorlar kibarlıklarından. Yapmayın etmeyin ağalar bu tekne haftasonu ya da kısa gitmeler içindir, vurmayın ağalar, filan dediysem de inandıramıyorum tabi. Şaka bir yana alçak tekne konusu, çoğumuzun ikna olamayacağı bir yumuşak karın olarak hep kalacak. Konuyla ilgili çırpınmam, “Gulliver’in Mektubu” ismindeki 2 Şubat 2005 tarihli mesajımla grupta yayınlanıyor:

Siz hangi ülkenin vatandaşısınız kardeşim, her gelen mailde herkesin boyunun 1.90 ve üzeri olduğunu öğreniyorum bu beni ciddi rahatsız ediyor :))))
Grubun tek cücesi olarak ortalarda bidik bidik dolaşacağım herhalde.
Projede, hiç de önceden sıkıntı etmediğim bir konuydu. Yani kamara yüksekliği.
7 metre civarında bir tekneden bahsediyorsak içeride ayakta durma "şartı"nı unutun. Hele hele boyunuz 1.90 larda ise hiç şansınız yok.
Bu aşamada birçok dostumuz bu projeden soğuyacaktır. Motor konusunda ve tekne boyu konusunda herkesi ikna edecek donanımda ve haklılıktayım ama bu işin en yumuşak karnı, bu canına yandığım KAMARA YÜKSEKLİĞİ !
Boyu 6.5 metre olup da içinde durulabilen tekneler yok mu, elbette var, ama size o tekneyi tarif edeyim: Bir kere borda yüksekliği oldukça fazla olmalı, ardından da kamara yapısının yüksekliği. Bu sizi yanıltmasın, denizden daha yukarıda olmak ilk başta sanki güzel birşeymiş gibi geliyor, ıslanmayız vs gibisinden. Değil, her teknede ıslanırsınız. Kamara içinde kokteyl düzenlemeyeceksiniz, herkes ayakta tebrikleri kabul etmek için parti vermeyecek. Kamara içi oturmak, yatmak, sohbet etmek, yemek yapmak, bulaşık yıkamak, wc ihtiyacı içindir ve bu işler teknede (bu boy teknede) genelde oturarak-yatarak yapılır. Farkındayım içeride ayakta durmak elbet bir ayrıcalıktır ama 8 metrenin biraz üzerinde teknelerde bile ayakta durabileceğiniz kısım kapı girişi ve biraz ilerisidir. Eninde sonunda baş kamarada veya kenarlarda başınız tavana değer. Eğilmek zorunda kalmak bir eksiklik veya eziklik yaratmamalı, bundan kurtulmak lazım. Kısa boyda ve yüksek yapıda bir tekne özellikle yeni başlayanlar için "fazla bayılma" hissini verecektir. Yani bayıldığında alçak kamaralı ve alçak güverteli tekne diğer aynı boyda ama yüksek kamaralı tekneye göre daha az rahatsızlık verir. İyi havada denizden yüksek olmak iyidir, güzeldir çevreyi daha yukarıdan görürsünüz, daha az ıslanırsınız, ayakta kamarada durabilirsiniz (seyir anında içeride ayakta neden duracaksanız artık). Hava biraz sertleştiğinde rüzgara daha çok yanal alan göstereceksiniz, yelken gibi bir alan hep olacak, çünkü yan cepheniz büyük. Yana kaymanız artacak, normalden daha fazla bayılacaksınız, içerideyseniz ayakta durmayı zaten istemeyeceksiniz.
Ayakta kamarada durabilmenin ısrarı biraz da, hatta biraz değil en çok sebebi marinada ya da bir koyda içeride ayakta durmanın, ferahlık hissi vermesi. Güzel birşey kabul ediyorum ama bu 8-9 metre teknelere kadar çirkin görünüyor. Daha küçük teknelerde üst yapı biraz zorlamayla ruhsatsız kat çıkılmış gibi görünüyor, bence performans da düşüyor. Bordayı ve kamarayı ikisini de yüksek yaparsanız genç irisi, tombul, yüksek tekneler ortaya çıkıyor. Rahat konfor vs için iyi olabilir ama ağırlık merkezi sudan daha yüksekte bir yerde olduğundan salmanız daha derin olmalı (sığ sulara girmeyi unutun)
Kısa boyda, geniş karınlı yüksek ama güzel bir tekne pek bilmiyorum.

MOTORUM, MOTORSUN, MOTORLAR!
Bir diğer yoğunlaşılan konu ise “motor dıştan takma olmasa da içten takma olsa” konusu. Bu durumla da ilgili, görevim olan ana muhalefet partisi başkanı edasıyla ayak dirememi, 27 Ocak 2005 tarihli mektupla yapmışım. Bir nevi Çeto Baykal durumları.

İçten takma motor güven verir, basar giderim dersiniz filan da kazın ayağı öyle değil. 10 metre tekneniz varsa elbette gerekli ama maksimum 7.5 metrelik tekneniz olabildiyse bırakın içten takma motor için 4-5 bin dolar harcamayın onun yerine başka şeyler ekleyin teknenize. Paranız varsa o başka, diyecek bir şeyim yok.
Belki de ayda bir uğrayabileceğiniz teknenizdeki içten takma motor iyi ve
titiz bakmadığınız sürece başınıza dert olacaktır. Arızada usta gerekir, al
götür olmaz, tekneye usta gelir, ve nedense bu arıza hiç ilk gelişte
düzelmez. Şehrin en ustası denen adam bile tekneye 50 kere gelir gider, bir
türlü bitmez iş anasını satayım. Sanki deneme yanılmayla (parasını sizden
almak üzere) motorla oynar durur. Mazotu yağı pisliği de cabası. Tekrar
söylüyorum içten takma motor iyi birşeydir, kötülemek için değil, iyi karar
vermeniz için söylüyorum. Sonra Pervane ne olacak? Motorla pervane arasına
nasıl bir düzenek olacak, şaftıydı, salmastrasıydı, şanzımanıydı yok
bilmemnesiydi, ömür törpüsü. Ne işe yaradığını bile bilmek istemediğim bir
sürü karışıklık sistem. Pervane kekamoz yaptı tekne gitmez, kışın suya
girecek temizleyecek halin yok. Pervaneye çuval dolandıydı, tekne yatınca
mazot deposu çalkalandıydı, motor hava yaptıydı, depo kirliydi, pis mazot
motora gittiydi,hiyaaaaaaaaaaa kabus kabus kabus. Hatta hatta pervane
düştüydü! Al sana bin küsur dolar masraf! Daha durun, aküler zayıftı, marş
motoruna enerji lazımdı, elle ipini çekip çalıştıracak haliniz yok dimi.
Aküler 2 senede bir bozulur, yüzlerce amperlik akü lazım, aküyü, misafirler
lambayı açık unutarak sizden habersiz boşalttı, koyun birinde kaldınız mı
çalışmayan motorla. Nasıl olacak, yokuş aşağı tekneyi sallayıp vurdurarak mı
çalıştıracaksınız?

Hâla içten takma motor isteyen???


Daha sonra ise marina masraflarından amatörce mi profesyonelce mi yapılmalı konularına kadar her konu tartışılıyor. Benzeri boylarda daha iyi kullanım alanı düşünülmüş teknelerle karşılaştırıyoruz. Kış ortasında İzmir’li grup üyelerinden dostlarla, teknemizin tasarımcısının 8,5 metrelik bir başka teknesinin inşa edildiği yere gidiyoruz. İstimbot grubunun ilk toplanması burada oluyor. Birkaç kere de İzmir marinada Tweety’nin içinde bol yağmur altında sohbet ediyoruz. En sonunda 2005 Botşov’da buluşmak üzere sözleşiyoruz. Tekne fuarı önemli bir kırılma noktası oluyor.

2005 BOATSHOW VE ACI GERÇEKLER

Fuarda Naviga standında buluşuyoruz. Sohbet muhabbet çay derken hep birlikte fuarı geziyoruz ve kolumuz kanadımız kırılıyor. Delphia, Beneteau’nun 25,7 si ve benzeri tekneler, kaliteleri ve mekan kullanma başarılarıyla hepimizi çılgına çeviriyor. Kafalar karışıyor. “Tekne boyunu uzatsak, içini genişletsek 25,7 ye en yakın tekne tam düşündüğümüz tekne” düşünceleri tekrar kıpırdanmaya başlıyor.
İstimbot dizaynırımız “25.7 benzeri” bir tekneyi başkasına söz verdiği için “etik” olarak bize çizemeyeceğini söylüyor. Etiğimiz ne buduğumuz ne, bir şey yapamıyoruz. Grupta başka teknelerin adları geçmeye başlıyor. Bunların başında Osman Kalaycıoğlu’nun ve Alkım Gülcan’ın dizayn ettiği tekneler öne çıkıyor. Oldukça güzel ve alımlı tasarımlar. Boylar artıyor, fiyatlar artıyor, ilk istimbot çıkış noktamızdan herkes uzaklaşıyor, hatta bir ara 9 metre tekne 30 bin doların altında olabilir hayallerine kadar sapılıyor, çelik teknelerden beton teknelere her yer uçuşuyor ve kaçınılmaz sonuç olarak çözülmeler başlıyor. Ticari kaygılar (haklı olarak) işin içine girmeye başlayınca sanırım işin amatör büyüsü de kaçıyor. Yazışmalar azalıyor, küçük sürtüşmeler ve küskünlükler başlıyor. Tekne boyları arttıkça bizim dergideki yazı dizimizin (Herkes tekne alabilir, sen bile) ilk bölümündeki çocuğun sesi soluğu kesiliyor ve birkaç aylık rüya gibi zevkli akıl fikir güreştirmenin tadı damağında uzaklaşıp gidiyor. İşin büyüsü kaçıyor.
En başta tarif ettiğim tekne, amatör denizciliğimizin kurtuluşu olacaktır. Bunu ukalalık ya da kahinlik olarak algılamayın lütfen. Cebinde deniz için harcayabileceği birkaç bin dolar olan adamı ya da arabasının modelini değiştirmenin yerine, bir an önce denize çıkmak için mütevazi bir kayıkçığı almak isteyen birilerini, denize çıkarmaya uğraşamadıktan sonra, amatör denizciliğimiz için bir şey yapmış olamayız. Bunlara o yolu gösterip o cesareti verdiğimizde, işte o zaman amatör denizciliğimiz bağlı olduğu sıkıntılardan kurtulacak, gelişecektir.
Önce bu son paragraftaki insanlar kendilerinde o cesareti bulacaklar. Sonra bilgilenecekler. Bilgilenip, mutlaka daha tekneyi almadan önce bilgilenip, o kısıtlı bütçeyi sokağa atmamak için en doğru seçimi yapacaklar. İyi teknenin ne olduğunu bilecekler. Yoksa birkaç bin dolara satılan, adı yelkenli olan ucubeler ve bunların satıcıları çok piyasada. Acele edilmeyecek, sabırsızlıkla hata yapılmayacak. Evdeki konforu teknede aramak gibi yanlışlara düşülmeyecek. En önemlisi tekne yaşamının, hele hele küçük tekne yaşamının karadaki çadır ve kampçılık aktiviteleriyle benzer bir durum olduğu akıldan çıkarılmayacak. “Mekan küçük, rahatsız, su kısıtlı, çoğu zaman para az, bu bütçeye uyan tekne de dünya güzeli olmayacak” gibi bilgiler hep gözönünde tutulacak. Ama bu demek değil ki performansı kötü, zayıf ve kalitesiz tekneye sahip olmak zorundayız.
Çadırda birkaç gün ojeli tırnaklarını düşünerek kalmayı reddeden eşiniz varsa ve siz de ben onsuz birşey yapamam diyorsanız unutun tekneciliği. “Ama Çeto, tekne küçük olduğundan gelmez bizim hanım ben onun için büyük tekne istiyorum kızma iki gözüm” de demeyin bana. Bir kadının rahat ve konfor arayışındaki yelkenli tekne boyu sınırı nedir? 10 metre mi, 15 metre mi? Hayal kurmayın.
Neyse gene başa dönmeden, bu ayki yazının sonuna gelelim.
Ortada bir iddiam vardı, fiyat olarak, performans olarak, amatörlere uygunluk olarak kendini kanıtlamış bir çıkış teknesi bulmalıydım.
Tüm dünya amatörlerinin yakından tanıdığı birkaç tasarımcıdan biri olan Dudley Dix’in, saç teknelerinden birinin planını almak istemiştim birkaç sene önce, ama kısmet olmamıştı. Bizim İstimbot tanımlarına en uygun teknesi Didi 26 görünüyordu. Didi 26 nın boyu düşündüğümüzden biraz daha uzun olsa da basitlik, sadelik ve amatörlük şartlarını fazla fazla sağlıyordu. Performans olarak zaten tartışılmaz bir tekne. Çoklu yapım avantajımızı kaybetmiş olsak da bu işe başlamam lazımdı. Dediğim gibi ortada bir iddia vardı. Amatör denizcilik pahalı değildir, parası az olanın da iyi yelken yapan bir tekneye sahip olma hakkı vardır.
Sonuç olarak Didi 26 nın planlarını getirtip, gümrükten gittim aldım. O da ayrı bir yazı konusu ya neyse. Bu arada büyük bir tesadüf, aynı günlerde Dudley Dix’in Türkiye’de proje, kit satışı ve ileride daha üst düzey hizmetleri verebilmek üzere, bir şirketle anlaştığını öğrendim. Şirketin sahibi Sevgili Sacit Ertuğ’la da hemen temasa geçtik. Önümüzdeki sayılarda onu daha yakından tanıyacaksınız.
Gelecek sayıdan itibaren Didi 26 nın , yani Tweety’nin yeni kardeşi İstimbot’un, doğumu ve yapımıyla ilgili yazı dizimize devam edeceğiz. Sizleri tanıştıracağım çok insan var. Başta Sevgili Ahmet Kuşcan olmak üzere.
Ara ara sıkıntılar olsa da, hatta denize çıkamasam da deniz ve tekne konusunda çok güzel bir 2005 geçiriyorum. Hobisi deniz ve tekneler olan, çayı seven, sohbeti “geyiği” kahkahası, paylaşacak bilgisi çok bir ortam arıyorsanız “ortamlaşalım”

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Sevgi ve gülücüklerle
Çeto kulunuz