İSTİMBOT POROCESİ 'NE DEVAM

İSTİMBOTUN DOĞUMU

 

Geçtiğimiz sayıyı okuyanlar hatırlayacaklardır, bizim “istimbot porocesi” maceramız hakkında kısa bir özet geçmiş, Didi 26 planlarını getirttiğimi belirtmiş, köşeye teknenin birkaç tadımlık çizimini eklemiş, yazının sonunda da sizleri tanıştıracağım birkaç özel insandan bahsetmiştim. “miş” li geçmiş zamanları böyle hoyratça ve müsrifce kullanınca kalan cümlelerde eldeki “di”li geçmişlerimizle idare etmek zorunda kalacağız. Bilginize.

İlk olarak tabii ki konunun merkezindeki adamdan, Dudley Dix’ten bahsetmek gerek.

Dudley Dix

İkibinlerin başı. Ufak ufak geziler, yelken seyirleri derken klasik tekneci hastalığına ben de kapılıyorum: Latincede buna “Tekneyibüyütmeklazımüs butekneküçükis” hastalığı deniyor. O zamanlar tıp ilmi bugünkü gibi ileri olsa bile, tedavi pahalı. Yurt içinde hastalığın tedavisi pek kaliteli değil, yurt dışı tekneleri de ateş pahası. Tek çare kendi ilacını kendin yapmak gözüküyor. Başlıyorum yavaştan plan proje arayışına. Tekne malzemesi çeşitliliği malumunuz. Polyester, ahşap ya da çelik olacak. Bazı komik olduğunu sanan arkadaşlar da beton tekneyi duymuşlar, ”sen inşaatçı adamsın yapsana beton tekne” diye gevrek gevrek karşımda kıkırdıyorlar. Kıkırdayasıcalar. Beton tekne işin şakası olsa da aslında bir yerde haklılar da; mesleki yakınlıktan dolayı beton tekneyi olmasa da, çelik tekneyi daha bir, nasıl derler, “kendime yakın hissediyorum, elektrik alıyorum”. Ana beni eversene programlarındaki zırva cümlelere benzedi farkındayım ama bu köşe de reklam almak zorunda, halk bunu istiyor. Elektrik alıyormuş da, hey Allahım...

Yapımı daha bir kolay gözükünce, gönül çelik tekneye kayıyor. Aylardır bu köşede gerçekçi olun gerçekçi olun diye gevelediğime bakmayın, o senelerde ben de sanki haddimmiş gibi 9-10 metre tekne düşünüyormuşum işte. Neyse lafı uzatmayayım yapımı kolay, bedeli uygun, kendini kanıtlamış, “halktan” gözüken birkaç tasarımcının planlarına kadar alternatifleri eliyorum ve bunların arasında da Dudley Dix’in sanırım 9,75 civarlarında bir teknesinde karar kılıyorum. Gençlik hatası gibi, ne yapacaksın o boyda tekneyi, etin ne budun ne, sanki becerdin yaptın tekneyi de bakımına, barınmasına, motoruna para harcayacak durumun var..

Ardından Dudley Dix’le yazışmaya başlıyoruz. Adamcağız, o zamanki abuk subuk sorularıma, büyük bir sabırla cevaplar veriyor. Tabii kısa süre sonra şapka düşüyor kelim görünüyor, birkaç beden büyük elbiselere alıcı değil vitrinden bakıcı durumunda olduğumuzu anlıyoruz.

Ta o zamanlardan kalan bir aşinalık var Dudley Dix’e.
Efendim Dix Güney Afrikalı bir tasarımcı. Bildiğim kadarıyla artık ABD’de yaşıyor. İnternetin gelişmesinden belki de en çok faydalanan tasarımcılardan biri. Dünyanın bir ucunda olması ne iletişiminizi ne de tasarladıklarını kolayca almanızı engelleyebiliyor. İnternet büyük nimet. Saatlerce içinde kaybolacağınız bir sitesi var. Tasarımlarındaki süsten püsten ziyade kolaylık, işlevsellik ve pratiklik kaygısı, sitesine girince de hemen belli ediyor kendini. Senelerdir aynı, kolay ve “amaca uygun” site yapısıyla dünyanın her yanından amatörü ve ticaret adamını kendine çekiyor. Ticaret adamı dedim, zira çeşitli ülkelerde tekneleri ticari amaçla da üretilip satılmakta.

Profesyonel tasarımcılık kariyerinde ilk müşterisinin kendisi olduğunu belirtmiş. Hâla sürdürdüğü ana kurallarını o zamandan belirlemiş: Çabuk imal edilecek, düşük bütçeli insanlara göre de olacak, hızlı, hafif ve eğlenceli bir tekne olacak. Bunun sonucunda ortaya çıkan ilk tekne Didi 38. Bir efsane. Atlantiği defalarca geçen bir “Siyah Kedi”

Dix inanılmaz bir adam. 2.5 metrelik dingiden sıkı durun 25 metrelik devasa çelik yelkenlisine kadar, alüminyum malzemeden çeliğe, motoryattan katamarana onlarca tasarımı var. Tasarım deyince hep kağıt üstünde kalan, bilgisayar ekranında fır fır döndürülen havalı çizimlerden bahsetmiyorum. Birebir uygulanmış, sudaki teknelerden bahsediyorum. Yetmiş ülkeye proje satan bu adamın, azımsanmayacak sayıda projesi de ülkemizde hem ticari, hem amatörler tarafından gerçekleştirilmiş ya da gerçekleştirilmekte.

Dudley’nin çok önemli prensipleri var:
Tasarım ekibinin en önemli kişisi teknenin sahibidir. Kendi egom için değil, tekne sahibine en uygun tekneyi çizmeliyim diyor. Projeler eksiksiz ve detaylı, inşa metodu amatörlerin bile yapabileceği kadar basit olmalı. Tekne küçük ekiplerle bile kullanılabilecek şekilde tasarlanmalı. Süratli, performanslı olmalı, ne kadar klasik ve ağır tipte gözükse de yelkenle seyre başladığında hızlı bir tekne olmalı. Satış sonrasında ve yapım sürecinde de her türlü desteği vermek, sorunu çözmek için tekne sahibi ve tasarımcı arasındaki iletişim sürmeli.

Tüm bunların arasında beni en çok etkileyen Dudley Dix’in müşterilerine olan satış sonrası inanılmaz ilgisi ve desteği. Senelerdir, müşterisi olmadığım dönemde de, teknelerle ilgili bir çok sorumu bizzat yanıtlamış bir adam. Dünyanın öbür ucundaki 7-8 metrelik küçük tekne planını alan adama bile, ki bu bendeniz oluyorum, böyle zaman ayırıp sabırla iletişimini sürdürürken, diğer onlarca ülkedeki proje sattığı adamlara ne zaman ve nasıl vakit ayırabiliyor aklım almıyor. Aslında işin sırrı sanırım biraz da projelerinin detaylı ve eksiksiz olmasında. Yani pulpitin didik didik detayını bile projesinde gösteren bir insan, herhalde başka soru soracak karanlık nokta bırakmıyordur müşterilerine. Halâ anlamayan kalın kafalı soru soracak tek müşterisi kalıyor tabi: Ben! Paragrafa başlarken bunu düşünmemiştim, tüm dünyaya rezil olduğumu şimdi farkettim. Tabii ki maillerime cevap yazacak zaman bulur adam, benden başkası yoktur ki! Hay Allah...

Dudley Güney Afrikalı olunca teknelerinin bir özelliği ister istemez ortaya çıkıyor: Tüm tekneler doğal olarak okyanus şartlarına göre tasarlanıyor. Adamlar mecburen, yola çıkar çıkmaz okyanustalar, ne yapsınlar. 8-9 metre tekneye küçük deyip bir türlü güvenemeyen, büyük tekneyi bu yüzden isteyen dostlarımıza duyurulur. Okyanus aşırı seyahat yapan teknelerin, Dudley’nin sitesinde, sahiplerinin ağzından maceralarını okuyabilirsiniz.

Amatörleri kışkırtan bir yanı da var Dudley’nin. Tekne yapamam diye çekiniyorsanız şu lafa ne dersiniz: Titanik’i profesyoneller yaptı, Nuh’un Gemisi’ni ise amatörler!

Bu lafın güzelliğinin üzerine bir şey denemez artık. Gerisi ve daha fazlası için Dudley’nin sitesini ziyaret edebilirsiniz. www.dixdesign.com

Dudley Dix’i kısaca tanıttığımız bu bölümün ardından İstimbot maceramızı anlatmaya devam edelim.

Dudley’nin İstimbot kriterlerimize uyan Didi 26 teknesinde karar kılmıştık. İlkbaharda Didi26’nın projeleri Amerika’dan geldi. Çeşitli çıkartmalar, şirin bir şapka ve amatör tekne yapımıyla ilgili kitapçığın yer aldığı minik bir hediye paketi de projelerle birlikte geldi.

Dudley ile yazışmalarımız devam ederken bir yenilikten bahsetti. O günlerde Türkiye’de bir şirketin, tekne planlarının dağıtımcısı olmak için kendisine başvurduğunu, şirketin aynı zamanda kit halinde proje satışını da yapmak istediğini söyledi. Dix’in projelerinin dünyada dağıtımcılığını yapan birkaç şirket vardı. Onlardan birinin de ülkemizde olması memnunluk verici. Dudley’nin ülkemizdeki temsilcisi Sevgili Sacit Ertuğ ile tanışmamız bu sayede oldu. Bu konuya tekrar döneceğiz.

Görünüş çizimlerini geçen sayıda verdiğimiz Didi 26 hakkında kısa bilgiler vereyim:
Amatörce yapacaklar için genelde en kolay yöntem, tekneyi çeneli yapmaktır ama, bu tekne hem radius çeneli hem de yapımı kolay. Yapımda su kontrplağı ve epoksi kullanılıyor. Her iki malzeme bir araya gelerek birbirlerinin tek tek olduğundan daha mukavemetli başka bir malzeme meydana getiriyorlar. Bu tip sistemlere kompozit sistemler deniyor. Dünyada bu tekneyi alüminyumdan yapanlar bile var bildiğim kadarıyla. Burada yeri gelmişken bir önemli noktayı da belirteyim. Bu teknede kullanılan malzeme sanılanın aksine polyesterden hem daha uzun ömürlü, hem daha sağlam, hem de daha hafiftir. Kompozit malzeme teknolojisi ilerledikçe tekne yapım malzemeleri de bildiğimiz klasik malzemelere göre değişim gösterecektir. Gerekirse kompozit malzemelerle ilgili uzmanlarından detaylı bir yazı da koyabiliriz köşemize.

Teknemizin boyu 8.00 , eni 2,47 metre. Boyuna göre agresif bir direk uzunluğu var, 11.60 metre! Bu haliyle oldukça performanslı ve ekip gerektiren bir tekne olduğundan, gezi tipi yelkenciyseniz daha kısa bir direk opsiyonu da düşünülmüş. Uzun ve kısa havuzluk olmak üzere iki ayrı versiyonu var. Eğer uzun havuzluk isterseniz havuzluk altında karşılıklı iki yatak çıkıyor, kısa havuzluk isterseniz merdivenin hemen yanında güzel bir çift kişilik yatak çıkıyor. Benim tercihim uzun havuzluk oldu. Teknenin içinde 4 kişi çok çok rahat yatabilir. Küçük bir tuvaleti, bir mutfak kısmı, bir baş kamara, bir de minik navigasyon bölümü çıkıyor. Kıçta yukarıda bahsettiğim versiyonlara göre yataklar da bulunmakta.

400 kilogramlık bir torpil salmamız var. Treylere yüklerken veya sığ suya girerken salmayı
kaldırmamız mümkün. Bu sayede 50-60 cm lik sığlıklara bile girilebilir.

Asimetrik balonumuz var, 10 beygirlik dıştan takma bir motor da gereken gücü fazla fazla sağlıyor. İçten takma bir motor hiç konulmamış diye biliyorum. Fikir jimnastiği yapılıp da içten takma nasıl olur acaba dendiğinde, birkaç gün içinde autocad dosyası halinde mailimize Dudley Dix tarafından içten takma versiyonlu bir çizim hazırlanıp, gönderildi. Üşenmeyen, ertelemeyen, vazgeçmeyen, ilgili, alakalı bambaşka bir adam bu, ne diyeyim.

Proje geldikten sonra, nasıl yaparım diye bir süre araştırdım, mali durumu tarttım, biçtim. Amacım elbette ki bir yer kiralayıp hafta sonları teknemi yaparım gibi bir yol değil. Yanlış anlaşılmasın, kendi başına emek verip, amatörce tekne yapanlara büyük saygım var, gıptayla bakıyorum, içlerinde tanıdığım dostlarım da var. Fakat bu yöntem, haftanın altı bazen yedi günü çalışan, sabrı ve motivasyonu çabuk yıkılan benim gibi insanlar için geçerli bir yöntem değil. O teknenin bitmesi hafta sonundan haftasonuna girişerek, en hızlı ihtimalle bile seneler sürer, ya da motivasyon eksikliğinden yarım kalabilir. Kaldı ki, hadi benim artık bir aile hayatım yok, ama çoluk çocuğuna mutlaka zaman ayırması gereken insanlar için, böyle bir yol gene projenin seneler sürmesine sebep olacaktır. Benim görüşüme göre, artık az çok tanıyorsunuz, amaç bir an önce denize açılmaktır. Aylar yıllar süren tekne yapım öykülerinin sonunda hobi denizcilik değil marangozluk haline gelir. Tekne bitince boşluğa düşülür, yeni bir tane yapma isteği tekrar sizi atölyeye sokar.
En hızlı yöntemi bulmalıydım. Önümde iki alternatif var. Tekneyi kendimin yapması bu ihtimaller içinde değil, yukarıda yazdım. İki alternatiften birincisi: Planları hesapçı kitapçı gözüyle iyice inceleyip, sindirip, akşamdan akşama veya haftasonları başında durarak işi marangozluk olan, eli yatkın insanlara yaptırmak, onları yönlendirmek ve sadece kontrol etmek. İkinci alternatif ise mesleği tekne yapımcılığı olan, tam bu işin profesyoneli bir tersaneye verip, daha güvenli ve çabuk bir yola gitmek.

Ben ikinci yolu seçtim. Kısa bir kaç araştırmadan sonra, Urla’da bulunan Pusula Yatçılık’a gittim. Sahibi Ahmet Kuşcan’la uzaktan bir tanışıklığımız vardı. Dergimizde de haber olarak yer alan Uluburun II projesini gerçekleştiren, halen İzmir Kayıkları projesiyle de aşina olduğumuz Pusula Yatçılık, inanıyorum ki birkaç sene içinde adını çok fazla duymaya başlayacağımız, yepyeni pırıl pırıl bir işletme.

Gördüğünüz gibi tekne kızağa konmadan işimizi çok çok kolaylaştıracak iki büyük gelişme olmuştu. Birincisi işinin ehli dost bir tersanenin, Pusula Yatçılık- Ahmet Kuşcan’ın desteği, ikincisi ise projede bize çok zaman kazandıracak tekne kitini alacağımız Sacit Ertuğ’un desteği.

Gevezelikten gene sayfa sayımızı doldurduk iyi mi. Bu sayıda ağırlıklı olarak İstimbotumuz Didi 26 ve tasarımcısı Dudley Dix hakkında bilgiler verdik. Önümüzdeki sayıda son paragrafta adı geçen dostlarımızı geniş biçimde tanıtıp, tekneyi kızağa koyuyoruz. Bol fotoğraf destekli yazı dizimiz sanırım birkaç ay sürecek. Başınızı ağrıttıysam ne mutlu bana der, muzipçe kaçarım.

Sevgiler dostlar