İSTİMBOTUN DOĞUMU (5)

Geçtiğimiz sayıda İstimbot’un ana parçalarının İstanbul’dan İzmir’e geliş hikayesini anlatmış, kabuk işçiliğinin fiyatı konusuna şöyle bir değinmiş ve Pusula Yatçılık’ın İzmir Kayıkları fotoğraflarını sunmuştuk.

Önce bir haber:
Taaa oralardan buralara gelen İstimbot’un buralardan taa oralara gitme ihtimali çıktı. Hoppalaaa, bilmece gibi konuştum değil mi? Baştan alayım. İstimbot’un İstanbul’da sergilenme ihtimali doğdu diyorum. İhtimali demek zorundayım zira bu yazının yazıldığı zamanlarda, ocak sonu İstanbul’da düzenlenecek tekne fuarında istimbotumuzun yer alması, henüz ihtimal halindeydi. Sevgili Ahmet Kuşcan, fuarda Pusula Yatçılık olarak bir stand kiralamak istediklerini ve halen devam eden teknelerinden bir kaçını sergilemek istediklerini söyleyince çok memnun oldum. Yazıyoruz, çiziyoruz, fotoğraf sergiliyoruz, bir çok insandan gelen mesajlarla ilgi gördüğünü de biliyoruz ama tekneye şöyle insanların dokunması, ahşabının, boyasının kokusunu içine çekmesi beni ve  katkısı olanları çok daha mutlu edecektir. İzmir’de, sağolsunlar, pek çok eş dost tekneyi yapım aşamasında takip etti, geldi gördü dibinde çayını içti ama, İzmir’den İstanbul’a teknenin gitmesi ve oradaki bir çok insanın önünde sergilenmesi bambaşka bir şey. Eğer o zamana kadar bir terslik olmaz da bu yolculuk gerçekleşirse, çok önemli ve anlamlı bir hareketin altına imza atmış, hep birlikte aylar süren bir maceraya ortak olup, sonucunu da kanlı canlı sergilenirken görmüş olacağız.

İstanbul’da tekneyi görürseniz, bazı detayları kontrol etmenizi rica ediyorum: Birincisi bu tekne kompozit malzemeden yapılmış bir teknedir. Su kontraplağı ve epoksi malzemenin bir araya gelerek oluşturduğu bir yapıdır. Bildiğiniz ahşap teknelerden değildir. Ahşap teknenin o senelerdir bizim gözümüzdeki bakımı zor, pahalı ve korkutucu özellikleriyle alakası yoktur. Kalafatmış, boyasının yakılıp tekrar boyanmasıymış, vernik uygulanması, ahşabın korunması, teknenin ağırlığı, yelken performansının düşüklüğü ve benzeri bir sürü aklımıza takılacak ahşap tekne dezavantajları bunda yaşanmaz. Tekneyi dıştan gördüğünüzde bunun polyester tekneymişçesine düzgün bir gövdesi olduğunu göreceksiniz. İçi henüz bitmeyeceği için tekneye girdiğinizde destek çıtalarının, postaların ve kaplama plakalarının o güzelim ahşap görüntüsü sizi karşılayacak. Dıştan görünen gövde bitişi ilginizi çekecek, elinizi sürün, gövdede gezdirin. Kaplama plakasının üzerine epoksi kaplandı, emniyet için tüm tekne tek kat elyafla sarıldı. Poliüretan macunla yoklama yapılıp, gene poliüretan esaslı çift komponentli boyayla boyanarak bitişi yapıldı. Gövde lacivert, güverte ve üst yapı krem, aradaki birleşim yumrusu ise ahşap olarak gözükecek. Gövdenin pürüzsüzlüğü ve müthiş bitişi Pusula Yatçılık’ın özenli işçiliğinin eseri.

İkinci dikkat etmenizi istediğim konu teknenin üst görünümü. Senede binlerce tekne üreten, ARGE’ye milyonlarca dolar ayıran, çok satan markaların üst yapı bitişleri malumunuzdur. İnce detaylar, güzel birleşimler, şık eğriler, yumuşak geçişler. Doğaldır ki bu kadar gelişmiş ve “kozmetik” şıklıkta bir tekne bitişine, tek tük tekne yaparak ulaşmanız ya da amatörler için hazırlanmış ve çizilmiş bir projeden bu inceliğe ulaşmanız mümkün değil. Üst yapının hatlarında ilk bakışta göze batacak özellik, bu kolaylaştırılmış, sade ve mütevazi  bitiş olacaktır. Ama bordalardaki, teknenin alt gövdesindeki eğriler, radiuslar ve kaplama bitişi hakikaten mükemmel oldu. Çizenin ve işçiliğini yapanların ellerine sağlık.

Bir diğer dikkat edilmesi gereken özellik ise teknenin hafifliği. Sanılanın aksine polyester benzerlerinden daha hafif bir teknedir. Fakat bu sağlamlık açısından tekneye herhangi bir dezavantaj getirmiyor. Asıl bu hafiflik performans olarak çok şey katıyor tekneye.
Henüz bitmemiş haliyle, eğer mümkün olur da fuarda görürseniz, benim için İstimbota bir dokunun emi dostlar? Geçen sene rüya olan kerata bu sene dokunulabilen bir canlı. Yerim ben onu yerimmmmm. Ehm, şey, ciddi olalım, sevinçten sıyırdık gene, ne diyorduk? Tabii tüm bunlar bir terslik olmadan tekne fuara katılırsa geçerli. 1 ay önceden göremiyorum, şimdi Nostradamus olmak vardı. Haydi hayırlısı.

Aralık 2005 Boatshow nasıl geçti?
Aralık ayında düzenlenen Boatshow’a işyerinden bir günlük izin alabilip geldim. Cumartesi, yani kapanıştan bir gün önce. Kar, fırtına, tipi. O gün gelen giden yok, geçtiğimiz senelerden alıştığım kalabalık yok. Bir çok stand açılamamış bile. Nerde kötü hava var beni bulur zaten. Kısa günün kârı, Naviga standındaki dostlarla sohbet oldu. Ustam Haldun Sevel’le konuşmak, Turgay Noyan ağabeyimle, sevgili dost Hülya Leigh ‘le hasbihal etmek ve tabii ki bol bol çay. Yeni okuyucularla tanışmak, eski dostlarla karşılaşmak da işin kreması oldu.
En güzel anlardan biri de sonunda Sacit Ertuğ ile tanışmam oldu. Daha da güzeli Ahmet Kuşcan ve Sacit Ertuğ da bu fuarda tanıştılar.

İstimbot için direk bakacaktım ama pek faydalı kullanamadım zamanı. Kablosuz iletişimi kullanan, solar panelli hız, derinlik ve rüzgar göstergeleri için Ögem’den sevgili Murat’la bol bol sohbet ettim, kırmızı şarap eşliğine bilgiler aldım ve sanırım 3. kadehten sonra bir set aldım, hatırlamıyorum. Ekonomik tekne diye gerim gerim gerinirken ben nasıl yaptım o pahalı hatayı bilemiyorum, Murat’ın satıcılığına hayranım. Sözden geri dönüş yok alacağız artık ne yapalım. Ben adam olmam. Naviga standına geri döndüğümde Haldun abi gözümden anladı valla. “Gittin birşey aldın değil mi ?” diye bi güzel payladı beni. O da biliyor adam olmayacağımı. Standart tekne donanımımız arasında elektronikler olmadığı için fiyat filan belirtmeye gerek yok elbet. De ben nasıl yaptım o hatayı ah ben ah…

İstimbot’a kıçtan takma motor koyacağım ama dayanamadım sail drive içten takma motorlara da baktım, içim gitti. Çok güzel şeyler yahu. Pratik, sorunsuz, hafif, minicik. Gerçi pervane hariç 4500 euro sıkışmış aletlere, ah çekmekten öte bişey yapamadım artık. Boatshow’un tavanına doğru başımı kaldırıp yukarıya haykıramadım utancımdan, “para vermiyorsun yaratıyorsun, ya para ver ya al bu canı !!!“ diye.  Küçük Emrah filmi çekecektim  iki arada bi botşovda.

Direk diyordum. Önceki sayılardan hatırlayacağınız üzere iki tip direk opsiyonu var bizim teknenin. Gezi ve yarış tipi olan bu alternatiflerden ben yarış tipi direği koyacağım İstimbot’a. Boyu 11.60 metre. Birkaç yerden fiyat aldım, tam olarak kesinleştiğinde direk fiyatını yazayım, şimdiden korkuya mahal vermeyelim. En ciddi kalemlerden biri de, ondan bu saygımız direk beylere. Bütçemin dibi görünürse, direk alana kadar bir süre motorla gezeriz ne yapalım. Göğe bakıp bakıp Küçük Emrahçılık oynarız.

Bu ayki fotoğraflarda teknenin postalarının, omurgasının ve bodoslamasının tezgahtaki montajını görmektesiniz. Önümüzdeki ay fotoğraflarda kaplamaya geçeceğiz ve bol bol gevezelik edeceğiz dostlar.

Başınızı ağrıttıysam affola, denizle ve rüzgarla kalın.
Sevgiler

ckent@navigamagazin.com