İSTİMBOT’A DEVAM

Size bir sır vereyim mi? İstimbot’un buharlı bir araç olduğunu (inanmazsınız) biliyorum! Biz de ilkokul bitirdik! Birkaç kişi yelkenli tekne istimbot olmaz dedi de öyle bir giriş yapayım dedim. Hey allahım. Köşenin adı istimbot kardeşim, ne yapayım yahu. Teknenin yanına da kocaman harflerle “bu bir bisiklettir” yazdırmazsam, ahanda şuraya yazıyorum. Hodri meydan!

Karda kışta karayolunda bir tekne
Geçen sayıda bahsettiğim güzel haber gerçekleşti. Dergi baskıya girdiğinde hala kesin değildi ama, bizim teknecik sağ salim fuara gitti geldi. Daha suya inmeden, hatta yapımı bitmeden o karda tipide, İzmir’den İstanbul’a kadar gidip gelen ilk tekne bizim ufaklık herhalde. Yarım halde karayolunda bu kadar yol yapan tekne, suya indiğinde daha nerelere gider kimbilir. Vazgeçtim, “bu bir bisiklettir” yazısını yazdırmaktan vazgeçtim, teknenin kıçına “gidişine yollar duruşuna kızlar hasta” yazdıracağım. Daha da kızarsam “rampaların ustasıyım gözlerinin hastasıyım” yazdırmayan…. Dergiye politika karıştırmamak için “lan” lı cümle kurmuyorum dikkat ederseniz sayın editörüm. Hörmetler. (Yazının yazıldığı tarihte Başbakan’ın “lan” lı cümleleri medyada eleştirilmekteydi)

Tatsız olan ise benim fuara yoğunluktan gidememem oldu. İnşaat işi nasıl bir iştir anlamak mümkün değil. İzin almak diye bir şey sözkonusu bile değil, izin verseler de o kadar işi kim yapacak diye siz kendiniz ayrılamıyorsunuz, acaip bir meslek. İsviçreli bilim adamları diş macunuydu, el kremiydi araştırırlarken, insan ömrünü bir gün 200 seneye çıkarıverecekler diye uykularım kaçıyor. 180 yaşına kadar inşaat mühendisliği yapmak zorunda kalacağız, ben istemiyorum arkadaş böyle insan ömrü uzasın filan.

Eşten, dosttan, Pusula Yatçılık’tan duyduğum kadarıyla fuar oldukça renkli ve güzel geçmiş. Pusula yatçılık fuara iki tekneyle katıldı. Birisi bizim bisiklet, diğeri klasik görünümlü, omurga salma bir güzel teknecik.

Fuardan birkaç fotoğrafı köşemizin sayfalarında bulacaksınız. Yapım aşamalarını atlamadan, sırasıyla fotoğrafları yayınlamaya gayret ediyordum ama böyle bir ekstra durum olunca erken yayınlamış olduk. Kendim gidemedim ama fotoğrafları geldi. Geçen sayıda “fuara giderseniz benim için şöyle bir dokunun tekneye” demiştim ya, fotoğraflardan birinde dokunan bereli bir “büyük adam” görüyorsunuz. O adamla ileride bir röportaj yapacağım. Daha onlu yaşların başında ve antrenman niyetine her gün kilometrelerce yüzüyor. Önümüzdeki olimpiyatlarda olmasa da ondan sonrakinde adını duyacağız keratanın. Şimdiden bir kenara yazın Egemen Genç adını. En küçük Didi 26 hayranı diye. Olimpiyatta madalya alınca da “bu koca sporcu istimbota el sürdüydü ufakken hey gidi heyyyy” deyip, babası sevgili dost Alpay Genç’le kadeh tokuşturacağız.

Şunu bir kere daha belirtmek gerekiyor. Bu tekne kendi teknesini amatörce yapacak insanlar düşünülerek çizilmiş bir teknedir ve bilinen marka polyester teknelerdeki detay ve üst yapı estetiğini bulamazsınız. Güverteyi değiştireyim, havuzluğu şu hale sokayım daha güzelleşsinlere girmek isteyen dostlara bir şey diyeceğim yok. Buna ne zamanım, ne de param var beyler, aman diyeyim, bir eleştiri geldi kulağıma da ondan tekrar açıklamak zorunda kaldım. 2004 yılındaki boatshowa gittiğimde Eşber Metin ağabeyim bilinen bir Türk dizaynırın one design 7.5 metre teknesinin yanına götürmüştü beni. Beneteau’nun First 7.5 teknesini gördün mü diye ben de onu Beneteau standına götürmüştüm. İkisi arasında bitişler, detay, estetik açısından dağlar vardı. Aman benim oğlan görmesin bunu ister şimdi demişti, gülüşmüştük. Demem o ki, bir tane iki tane tekne yapıyorsanız aynı görüntü ve kaliteyi sağlamak için marka teknelerle yarışmaya kalkmayın, üzülürsünüz. Ha denize inince suda kim geçecek yarışını rahat rahat yapabilirsiniz. Dudley Dix’le yazıştığımda Didi 26’nın geniş apazda 14-16 mil hızları çok rahat gördüğünü söyledi. Benim ne o hızlarda tekneyi kullanabilecek tecrübem, ne de bilgim olacak, o kesin, fakat teknenin bilen ellerde uçacağını bilmek bile hoş bir şey.

İnşa aşamasındaki fotoğraflarda ise kaplamaya geldik. Bodoslama, omurga, postalar ve stringerler monte edildi, ek yerlerinin epoksi ve mikro fiberle dolgusu yapılarak, kaplamaya geçildi. Kaplamanın en zor kısımları, radius bölümleri. Baş tarafa doğru yaklaştıkça iki taraftan gelen düz kaplamalar hem birbirine yaklaşıyor, hem kendi içinde eğilerek bodoslamada birleşiyor. Bu açılı gelen yerler iki ince kat halinde oluşturulmak zorunda. Teknenin diğer düz yerlerinin kaplaması kalın malzemeyle kolayca kaplanırken, bu kısımlara gelince, dediğimiz gibi o eğri şekle gelmesi için daha ince kesitte iki kat halinde yapılmak zorunda.

Bu sayıda fazla fotoğrafımız var, o yüzden yazıyı kısa keselim ve sizi onlarla baş başa bırakalım. Önümüzdeki sayıda epoksi kaplama, macun ve boya fotoğraflarıyla artık bu projeyi iyice toparlayacağız. Salma kasası ve salma montajının yapılmasıyla kısa bir süre sonra denize kavuşacağız. Direk, vinçler, donanım ve diğer ince işler için,ben mali durumu düzeltene dek, bir süre yavaşlayacak proje. Ama çok uzun bir zaman almayacaktır diye düşünüyorum. Sayısal loto, milli piyango gibi çok ümitli olduğum para kaynakları buldum, hiç merak etmeyin.

Sevgiler dostlar
Çetin Kent