![]() |
|
Herkes tekne alabilir, sen bile.... (5) Tekne ve hanımlar (Evde gösterilen oklava, dağları bekleyen korku ve görülen lüzum üzerine geçen sayıdaki “tekne ve kadın” konulu başlıkları “tekne ve hanımlar” olarak düzeltmenizi reca ederim) Sevgili dostlar, Acı ama maalesef ki normal bir durum. Standart bir hanımın; (ki kuaför, tırnak bakımı, alışveriş, makyaj, “kozmo” okumak, aşk dizileri seyretmek, haftasonu eklerindeki anketlere ciddi zaman ayırmak, yıldız falına mutlaka göz gezdirmek gibi eylemlere, normal bir günün neredeyse tamamını ayıran bir hanıma standart hanım diyoruz) bir tekneden, hele hele yelkenli tekneden ve bu teknedeki yaşamdan hoşlanması ihtimali, benim kitabın bir milyon adet satması ihtimaliyle neredeyse eşittir. Bunu bilimsel (?) nedenleriyle açıklamaya çalışalım: “Senin yanında kendimi güvende hissediyorum Abdülberke!” “Hani pembe lumbozlu bir evimiz olacaktı Rezilcan?” Saatlerce vakit geçirilecek büyük banyolar teknede yoktur. Sürekli sallanan bir mekanda normal makyaj, bakım, onarım (?) işleri yapılamaz. Kaldı ki son alınan marka mayonun, son alınan meşhur tasarım takının ya da çantanın, şöyle tak takıştır sür sürüştür hallerinde etrafa “sergilenebileceği” bir ortam için, tekne ve tenha çevresi ideal ortam değildir. Bu işler için otel havuzları, gözde plaj kulüpleri veya kalabalık yaz partileri vardır. Yeri gelmişken, bir Rus atasözü der ki, çirkin kadın yoktur az votka vardır! Teknede güzel gözükmeye uğraşmaktansa çevreye bol votka servisi yapmak en pratik çözümdür. Kara yaşamında bir çok alanda erkeklerden üstün olan hanımlar, deniz yaşamında biraz çuvallar. Zira işin içine fizik, matematik, mekanik, ani karar verme ve hızlı çözüm getirme etkenleri girer, ki tüm bunlar bir hanımın uzak durmaya dikkat ettiği şeylerdir. Beceremeyeceklerinden değil, bilhassa uzak durduklarından böyledir. Sintine pompasının nasıl çalıştırılacağından tutun, demirin nasıl atılacağına, acil durumlarda ne yapılacağından, önemli vanaların görevleri ve yerlerine kadar her türlü acil bilgi, aynı hanıma aynı eşi tarafından her senenin aynı tarihinde tekrar tekrar anlatılır. Ama gelecek sene bu işlem gene tekrarlanmak zorundadır. Bir hanım için bir soruna kısa yoldan, çabucak ve basit çözüm getirmek ikinci planda gelir. Hanımlar için o sorun hakkında konuşmak, dertleşmek, paylaşmak, o sorunu köprü yapıp başka sorunlara geçmek hep ilk planda olmuştur. Denizde, kötü havada, karanlıkta, arızada, çatışmada, acil durumda anında B planlarını hazır tutan erkeklerin aksine, hanımlar için bu konular nasılsa ayda yılda bir başa gelecek tehlikelere gebedir ve zaten teknenin sahibi genelde erkek olduğundan, çözümü de o bulur nasılsa düşüncesi hakimdir. “Teknenin sahibi erkek olduğundan” dedik. Ailede genelde hanım tekneyi sahiplenmez. Hanımı çok sevdiği için tekne alan, denize açılan, ama kendisi denizden, tekneden hoşlanmayan, sırf hanımı istiyor diye bunlara “katlanan” bir bey göremezsiniz. Fakat hanımı hatta tüm aile bireyleri nefret etse de, sadece kendi sevdiği için tekne alan beyler vardır. Yukarıdaki özelliklerini saydığımız standart bir hanımın tekneyi sahiplenmesi, eşinin olmadığı ortamlarda, tekneden uzaktayken, çevresine ve arkadaşlarına anlatırken olur. Tekne ilk alındığı senelerde sık sık birlikte tekneye gidilirken, bu gidişler seyrekleşir ve gün gelir yazdan yaza bir 15 gün hep beraber “güneye” gitme şekline döner. Güneye ailenin teknesiyle giden hanım memnun mudur? Elbette hayır. Çünkü bir hanım için tatil, “yemeği, çamaşırı, bulaşığı tatil süresince başkasının yapması, evin hanımının suya sabuna dokunmaması” anlamını taşır. Yani on gün boyunca mavi tur yapan bir gulette kamara kiralayıp, yemeğin, içkinin ayağına gelmesi, demiri atma, koltuk halatını alma verme işlerinin gulet personelince yapılması, bir hanım için “tatil”dir. Bizim kendi teknemiz var, o guletle aynı koylara kendi teknemizle gideriz diyen bir erkek bunu anlayamaz. Bu durumlara yol açan biraz da biz erkekleriz. Bu iş erkek işi siz anlamazsınız havasını yaratıp, hanımları tekneden uzak tutmak için elimizden geleni de yaparız. Teknede kadın uğursuzluk getirir diye bin yıllık sözleri çıkaran da bizleriz. Bak nasıl rota çiziyorum, bak nasıl dümen tutuyorum, bak nasıl trim yaptım, bak nasıl motordaki arızayı hallettim, bak motorun yağını nasıl kendim değiştirdim diye diye, kendi kendimizi şişirerek komik duruma düşenler de bizleriz. Böyle gönüllü bir köle varken hanımlar neden tekne işlerine bulaşsınlar ki? Bazen erkekler olarak; yavaş kalanları veyahut bir şeyi anlamayanları, azarlama hakkını kendimizde buluruz, en kötüsü de bu. Böyle bir ortamda mutlu olmayan hanımlara hak vermek gerekir. En basit örnek olarak; suda çalkalandıkça buram buram lavabodan, tuvaletten koku yayan yüzlerce litrelik pis su tankını yanında gezdiren bir mekanda erkek, çocuk gibi mutluyken, evinin temizliğinden, titizliğinden ödün vermeyen hanım için bundan daha iğrenç bir durum olabilir mi? Hepsini gözardı edebiliriz de, asıl noktaya gelelim, asıl noktaya... Ama neden kıskanır? Tekne kanlı canlı, duyguları olan bir varlık olmadığına göre buna yol açan gene kimlerdir? Tabii ki beyler. İspatı kolay: Sen teknene zaman ayırıyorsun, bunu zevkle yapıyorsun, şikayet etmiyorsun, iyi zaman geçiriyorsun, bakımını ihmal etmiyorsun, özenle, sevgiyle yaklaşıyorsun, yanına gitmek için evden sabırsızlıkla ve sevinçle çıkıyorsun, ona mutlaka para ayırıp, yeni şeyler almak için didiniyorsun, hatta onunla konuşuyorsun, sevgiyle bakıyorsun, başkalarına onun ne kadar mükemmel bir varlık olduğunu anlatıyorsun, seni ne kadar mutlu ettiğini, ona ne kadar müteşekkir olduğunu, hayatına renk kattığını hep ama hep anlatıyorsun....da... Bunları (ideal bir eş olduğunu farzediyoruz) eşine de yapıyorsun değil
mi? Zaten bunları eşine yapmıyorsan külliyen ispat önümüzde, teknenin kıskanılması doğal. Yapıyorsan da helal olsun ama, unutma ki tekneyi aldıktan sonra bunları “ikinci bir varlığa!” yapıyorsun. Buna kimisi ikinci eş der, kimisi kuma der. Sevgi ikiye bölünmedikten sonra başlarda sorun yok. Sizden çıkan sevgi iki katına çıkmış ve her iki tarafa da yetiyor. Ama bunun başta böyle olması hep böyle gideceğini göstermez. İleride bir alakasız tatsız anda, “teknen kadar ilgi göstermiyorsun bana” diye alt dudak bükülmüş, en masum görünüşlü ama on yüz bin megaton baloncuklu atom enerjisine eşit tehlikedeki silahla karşına dikilirse hiç bana bakma. Ben sana demiştim diye sırtımı dönerim de, üzerine hörpppp diye demli çayımdan bir yudum çekerim, seni tanımam bile. Şahit yazarlar filan... Bu yazıda hepimizin bildiği şeyleri anlattım belki. Biraz kendi gözlemlerimi ekledim, “tekne ve hanımlar” konusunda aklımca, kendimce, hanımların affına sığınarak iki kelam ettim. Önemli olan şu; hayatınızda biri varsa “bana ne” diyemezsiniz. Eninde sonunda ya tekneyi, tekneyle geçen zamanı eşinizle paylaşmak durumundasınız, ya da hoş olmayan çözümlere gitmek zorundasınız. Bu kadar riskli sularda geze geze bir mercan kayalığına salmayı kaptırmaz da sağ kalırsak, önümüzdeki ay görüşmek üzere, hakkınızı helal edin. Bittim ben, bizim hanım bunları okumaz inşallah. Öbür ay köşenin adını, “Allah’ım ben ne yaptım köşesi” olarak değiştirebiliriz.
|