![]() |
|
Deniz aynı deniz, hem kaçış hem kurtuluş için....
Barınağa gelince içecek bir şeyler almak için karşıdaki büfeye uğradım;
kapıdan çıkarken yeşil bir araç limandan ayrılıyordu. Limanda toplanmış
kalabalığı da o zaman fark ettim. Önümden geçerek İzmir’e doğru uzaklaştı
araç; bir cenaze arabasıydı. Sen yelken yapmış mıydın “şarapçı”. Ben de yeni öğrendim. Yoksa sen de
limandaki balıkçılar gibi “çok yatıyo abi tekneler yelken açınca, hayatta
binmeyiz” mi derdin bana. Ben de hep onlara verdiğim cevabı verirdim
sana, “ yatmadan gitmez bu meret” derdim. Salmadan bahsederdim korkmaman
için ama , arkadaşlarıma yaptığım şakayı yapardım sana gene de: Tekneyi
iyice yatırır korkuturdum seni. On dakika sonra “salmayı göster hadi”
diye rüzgar üstünde denize sarkar, zevkten çığlıklar atardın yatan teknede.
Yorulana kadar amaçsız gezerdik, yorulunca da Pırnallı Adası’nın o rüzgar
almaz koyunda, kayığım Tweety, sen, ben çaylarımızı yudumlarken, anlatırdın
bize çoluk çocuk var mı yok mu, memleket neresi gibi “derin” meseleleri.
Dönüşte ben kullanayım derdin, bir ara da balık tutalım derdin, der oğlu
derdin be “şarapçı”. Yarım günle kaçırdın be “şarapçı” Deniz bizim için kurtuluş, sorunlardan uzaklaşma demek “şarapçı”. Gel
gör ki senin için de kurtuluş ve sorunlardan uzaklaşma aracı deniz oldu.
Nasıl oldu diye sorma dostum, dedim ya sakalın kadar karışık bir mesele
bu. Farklı kaçış, farklı kurtuluş ama aynı deniz..... Denizde ölenlerin mezar taşı olmaz derler ya, “şarapçı” nın denizde öldüğü
halde mezar taşı vardır İzmir’de. Üstünde kimbilir ne yazıyordur. Silinip
gitmek istemezdi belki. Bu dünyada başucundaki taştan daha fazla bir
iz bırakmak ister miydi acaba. Kesin isterdi, hangimiz istemiyoruz ki.
|